25 Ağustos 2015 Salı

HASTALIK TEDAVİSİNE RENKLER...

Sümerler'den günümüze kadar alternatif tıp alanında kullanılan renklerin iyileştirici özelliği Batı’da Renk Tedavi Merkezleri’nde uygulanıyor. Hangi rengin hangi hastalığa iyi geldiğini öğrenmek için “Acil Renk Rehberi”ne göz atın.

Günümüzde tıp, teknolojinin de desteği ile gelişirken, diğer yandan eski bilgi ve bilgeliklere dayanan “alternatif tıp yöntemleri” önem kazanıyor. İnsanın içinde var olan güçleri canlandırmak, bozulan dengeleri yeniden sağlamak temeline dayanan ve ilacı da şifayı da insanın kendi içinde bulan alternatif teknikler, giderek daha çok insanı etkiliyor. Alternatif tekniklerden biri “renk terapisi”. Yüzyıllar önce güneşin sağlık dolu etkisinin fark edilmesinden sonra bazı ülkelerde bronşit, epilepsi ve romatizmayla başa çıkabilmek için ilaçlara altın tozu karıştırıldı. 

Şeker hastaları için zümrüt, kalp ve beyin sorunları olanlar için de yakut en değerli taşlardı. İslam bilgini İbni Sina’nın “Tıbbın Esasları” adlı kitabı renk tedavisi konusunda en önemli belgelerden biri olarak kabul ediliyor. Bugün İngiltere ve Amerika’da profesyonel renk uzmanları, açtıkları merkezlerde renk tedavisi yapıyorlar. 

TURUNCU: Vücuda Enerji Verir

Dolaşım sistemini, zihinsel faaliyetleri, sinir ve solunum sistemini harekete geçirir. Ayrıca vücuda enerji vererek, dolaşım sistemini ve metabolizma süreçlerini hızlandırır. Turuncu renk. kalsiyumun rengidir ve çocuğunu kendi sütüyle beslemek isteyen yeni annelere ve hamile kadınlara tavsiye edilir. Sağlıklı saç, tırnak, kemik ve dişler bu rengin ürünüdür. Dalak ve böbrek rahatsızlıklarında tavsiye edilir. Turuncunun açık tonları eklem iltihabı ve romatizmal hastalıkların tedavisinde kullanılır. Turuncu, kolay sinirlenen ve stres altındaki insanlara uygun bir renk değildir.

TURKUAZ: Stresi Azaltır

Son derece dinlendirici ve soğuk bir renktir. Bu özelliğiyle baş ağrısı, alerji, tahriş, kesik ve yanık gibi rahatsızlıkların tedavisinde kullanılır. Turkuaz, deri hastalıklarına iyi geldiği için akne, egzama ve benzeri hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadır. Bu renk, stresi ve gerginliği azaltır, ayrıca vücuttaki toksik maddelerin dışarı atılmasını sağlar. Turkuaz, vücudun bağışıklık sistemine katkıda bulunur ve zararlı bakterilerin vücuda girmesini engeller. Turkuazın kalın bağırsak iltihabı (kolit) ve dizanteri gibi ateşli hastalıklar üzerinde de etkisi vardır. Burun yollarını açar ve zihinsel yorgunluğu alır. Kısacası organizmanın tüm sistemlerini yeniler. Turkuaz pasif ve tembel insanlara tavsiye edilmez.

MAVİ: Melankolikler Uzak Dursun

Mavinin sakinleştirici ve dinlendirici bir etkisi vardır. Yüksek nabız, hipertansiyon ve ateşli hastalıklarda tedavi amacıyla kullanılan bir renktir. Stres, baş ağrısı, ses kısıklığı, gırtlak iltihabı gibi solunum yolları rahatsızlıklarında yararlıdır. Adet kanamalarıyla ilgili sorunları olan kadınlar bu rengi adet öncesi ve sonrasında tedavi amacıyla kullanabilir. Mavi renk iç çamaşırı, gecelik, bornoz ve gündelik kıyafetler bu rahatsızlıklarda fayda sağlar. Mavi, migren, menenjit, kolit, dizanteri, uykusuzluk ve ishale iyi gelir. Bazı çocuk hastalıklarına karşı da etkilidir. (Diş çıkarma, boğaz ve bademcik ağrıları, kızamık, boğmaca, öksürük, su çiçeği ve hıçkırık tutması gibi.) Ayrıca miyop, katarakt ve benzeri göz rahatsızlıklarında mavinin enerjisinden yararlanılır. Mavi renk, felç, düşük tansiyon ve nezle sorunu olanlara tavsiye edilmez. Ayrıca kendisini baskı altında ve melankolik hissedenler de bu renkten uzak durmalıdır.

MOR: Hormonları Düzenler

Mor renk, beynin arka kısmındaki bezleri etkilediğinden, vücuttaki tüm salgı bezleriyle ilişkilidir. Hormonal aktiviteleri düzenler. Menenjit, beyin sarsıntısı, sara gibi zihin ve sinir sistemi hastalıklarında, göz ve kulak rahatsızlıklarında tedavi amacıyla kullanılabilir. Morun kanı temizleyici özelliği vardır ve akyuvarların yapımında rol oynar. Vücuttaki su miktarını ve kalp atışını ayarlayan sodyum ve potasyumun dengesini sağlar. Akciğer, karaciğer ve böbreklerin sağlığı da bu renge bağlıdır. Siyatik gibi birtakım hastalıklar, mor rengin pozitif enerjisiyle tedavi edilebilir.

YEŞİL: Korkuları kontrol eder

Yeşil, sinir sistemi ve hücre onarımı için yararlı bir renktir. Kalp ve diğer vücut fonksiyonlarıyla yakından ilgilidir. Kanın akışkanlığını ve hücre yapısının güçlenmesini sağlar. Ayrıca kas, deri ve doku oluşumlarına katkıda bulunur. Toksik maddelerin vücuttan uzaklaştırılmasına yardımcı olur. Kan basıncım düşürerek yüksek tansiyonu önler. Hücre yapışı üzerinde etkili olduğu için kist ve tümör oluşumlarının engellenmesinde kullanılır. Anjin, kronik bronşit, astım, nezle, baş ağrısı ve karaciğer iltihaplanması gibi hastalıkların tedavisinde kullanılır. Bu renk dengeleyici özellik taşıdığı için korku ve şok hallerinin kontrol altına alınmasını sağlar. Bunların yanı sıra kapalı yerlerden korkan insanların korkularını yenmesinde yardımcı olur.

MACENTA: Hafızayı Canlandırır

Bu renk beyne giden kanı arttırır ve sinir sistemini dengede tutar. Baş ağrısı, yüksek tansiyon, kronik sinir bozukluklarını kontrol altına alır. Çalışırken normalden fazla bir çaba harcıyorsanız, macenta veya pembe renk giysiler kullanın. Hafıza kaybı ve koma hallerinde tedavi için bu renk kullanılır. Macenta, mide ekşimesi ve kalp çarpıntısı gibi rahatsızlıkları tedavi etme özelliğine de sahiptir. Macentanın enerjisi yumuşak, dinlendirici ve koruyucudur. Solunum sistemini, adrenalin salgısını ve böbreklerin çalışmasını ayarlar. Saldırgan ve sert davranış gösteren kişileri sakinleştirici etkisi vardır.

KIRMIZI: Hayat Verir

İnsanlara hayat ve enerji verir. Tıbbi açıdan ise, kanda kırmızı kan hücrelerinin oluşması için hemoglobin üretimini arttırır. Kan dolaşımını arttırır, adrenalin miktarını yükseltir. Sinir sistemini harekete geçirmeye yardımcı olur. Anemi, nezle, zatürree gibi hastalıkların hafifletilmesinde kullanılır. Bu renk kişideki tembellik, melankoli ve üzüntü duygularını ortadan kaldırarak fiziksel fonksiyonlara canlılık getirir. Kişinin ayakta kalması için gerekli enerjiyi, ruhsal yönü devreye sokarak sağlar. Direncin kırıldığı zamanlarda insanların en büyük yardımcısıdır. Soğuk algınlığı halinde, kırmızı renkli çorap, eldiven, yelek veya kaşkol kullanmak vücudun ihtiyacı olan enerjiyi sağlayabilir. Ancak ateşli hastalıklarda, yüksek tansiyonda veya yanıklarda kullanılması tavsiye edilmez.

SARI: Hazımsızlığı Önler

Sarı, sinir ve kas sisteminin güçlenmesini sağlar. Dolaşım sistemini ayarlayarak kalbin daha iyi çalışmasına yardımcı olur. Karaciğerin ve safra kesesinin çalışması gibi bazı vücut fonksiyonlarının devamlılığına yardım eder. Mide sularının salgılanmasını yönlendirir. Düzenli bağırsak hareketleri yaratarak kabızlığı ve hazımsızlığı önler. Ayrıca doku ve kemik iltihaplanmasına karşı kullanılan bir renktir. Romatizma ve gut hastalığına karşı tavsiye edilir. Rahatsızlık duyulan bölgeleri sarı renge maruz bırakarak enerji sağlamak mümkündür. Güneşe oturup tüm vücudu altın sarısı ışınlara terk etmek de başka bir alternatiftir. Bu renk karaciğeri ve böbrekleri düzenli çalıştırır, kanı temizler ve lenfatik sistemi harekete geçirir.


24 Ağustos 2015 Pazartesi

ZİHİN OKUYAN OTOMOBİL

İngiliz online finans servisi Moneysupermarket, düşünce gücüyle çalışan araba geliştirdi. 

Uzmanlar, Alman otomobil üreticisi BMW’nin elektrikle çalışan modeli ‘i3’ü modifiye edip, beyin dalgalarını kullanarak aracın kontrol edilmesini sağladı. 

Şoföre takılan elektroensefalografik (Beyin akım yazımı) barındıran özel başlıkları sayesinde, sistem sürücünün komutlarını algılayabiliyor ve böylece kendi kendine direksiyonu sağa ya da sola çevirebiliyor. 

Gaz ve fren sistemi de aynı düşünce gücü yöntemiyle kontrol edilebiliyor.

20 Ağustos 2015 Perşembe

BEYİN GÜCÜ İLE ZAYIFLAYIN

Düşünce gücü ve bilinçaltı değişimiyle fazla kilolarınızdan kurtulabilir misiniz? Valla bana pek de inandırıcı gelmedi açıkçası ama Sabah Gazetesi, zamanında böyle bir haber paylaşmış zamanında. belki ilginizi çeker.

Amerika ve Avrupa ülkelerinde de yaygınca kullanılmaya başlananbilinçaltına subliminal oto-telkin kodlama yoluyla zayıflama metodunun Türkiye'ye gelmesinde büyük bir rolü olan, Neuroscience dallarında Nöro Natürel Beden Uzmanı Deniz Egece , zayıflama kampında obeziteden ve aşırı kilolardan muzdarip binlerce kişiyi sağlığına kavuşturmaya yardımcı olmuş ve artık bir daha eski günlerine (kilolu) dönmeyecekleri bilinçaltı değişimlerini sağlamıştır. 

ZİHİNSEL ANTREMANLARLA ZAYIFLAMA YOLLARI

Zihinsel antrenmanlar ile zayıflanabileceğini vurgulayan Bilinçaltı Uzmanı Deniz Egece, beden modelleme, beslenme ve harekete olan inanç değiştirme, tat ve lezzet algısal değişimi, zihinsel kelepçe, algısal değişim, odaklanma ve kişisel motivasyon eğitimleri ile kişinin kiloyu kafada bitirebildiğini belirtiyor.
Deniz Egece tarafından bilinçaltı değişimi için subliminal teknik ve telkinler, bilinç farkındalığı, bilinçaltı kodlama, bilinçaltını özgürleştirme, motivasyon, odaklanma, zihinde yeniden beden modeli ve algısı oluşturma, kuantum fizik yasaları, nöroplastisite ve epigenetizim eğitimleri vermektedir. Kampın özeliğinden bahseden Deniz Egece, kilo merkezli olsa da, Kamp'ta tüm psikosomatik hastalıklarla nasıl tedavi edebileceğini ve gelecekte oluşacak hastalıkları şimdiden önlemeye yönelik olması olduğunu belirtiyor ve bunun sebebinin, enerjilerin aynı fizik yasları ile çalışır olmasından kaynaklandığını dile getiriyor.


Deniz Egece, sistemi şöyle anlatıyor; ''Esas çözüme yaklaşımı, kilo verdirmekten ziyade bir daha kilo almayacak durumu kişinin zihninde yapılandırmaktır. Kilo verilen süre içersinde, neşe sevinç, coşku ve motivasyonla bu kimlik değişimi gerçekleşmektedir. Sarkmadan, vücut şekli bozulmadan, 10-15 yaş gençleştirmeye yardımcı olan bir yöntemdir'' diyor.

Egece zayıflama kampında, zayıflama metotlarının içinde bildiğimiz hiçbir klasik zayıflama metoduna yer vermediğini anlatan Deniz Egece, Diyet yok, Spor yok, İlaç yok, Ameliyat yok, Bitki ya da alternatif tedavi olmadığını söylüyor.

Kişilerle konuşulduğunda her şeyi yedikleri ve içtikleri halde, kilolarından kurtulduklarını ve yıllardır akıllarında sürekli beslenme olup yaşamlarının çoğunu mutfak ve tuvalet arasında geçtiğini ancak kamp sonrasında beslenmeye olan takıntılarının bittiğini ve bundan dolayı da yaşamlarının farklı alanlarında da zaman ayırıp yeniden hayata döndüklerini söylediklerini anlatan Deniz Egece, Psikosomatik hastalıkların çözüm süreci konusunda şu yaklaşımlarda bulunuyor.

''Psikosomatik hastalıklar kişinin kendi bilincindeki bilgisini değiştirerek yönetebildiği ve çözebileceği bir durumdur. ''

''Kişiye bedeninde bulunan bilgi öğretilmeli ve yapıcı ve yıkıcı yöndeki bilginin trafiği yön verebilmeyi öğretilmelidir.''

''Kişi kendi kendine değişimi gerçekleştirebilsin. Çünkü zihindeki bilginin bedendeki sonuçlarına ancak kişi kendisi ulaşabilir ve an be an kendisi yön verebilir.''

Obezite ve şişmanlık psikosomatik bir hastalık mıdır? Psikosomatik hastalıklar ne demektir?
Bilinçteki bilginin bedende oluşturduğu hastalıklara Psikosomatik hastalıklar denir. Fazla kilolar bir Psikosomatik hastalıktır. Reel çözümü de bilinçteki bilginin düzenlenmesi olduğunu söyleyen Deniz Egece, Dünya sağlık örgütünün de açıklaması o yöndedir diyor ve ekliyor, ''Psikosomatik hastalıklar, bilincin bedende ürettiği sorunlar anlamına gelmektedir. Bilinçteki bilgide oluşan karışıklık ya da yıkıcı bilgiler bedende de karışıklık ya da yıkıcı sonuçlar doğurabilmektedir. Bilinç ile beden sibernetiktir birbirini etkilemekte ve değiştirmektedir.''

BİLİNÇALTI NEDİR? NEDEN DEĞİŞMELİDİR?

Deniz Egece, İnsan vücudundaki tüm enerji akışının bilinçaltımızın yönlendirmeleriyle meydana geldiği bilimsel olarak kanıtlanmış bir gerçektir diyerek sözlerine şöyle davam ediyor.

''Bilinçaltı sıfır ile 12 yaşımıza kadar açık ve korumasız hafıza alanımızdır. 12 Yaşımızdan sonra bilinç üstü oluşarak bilinçaltına giden bilgilerin bekçiliğini yaparak koruma sağlamaktadır. İşte ne olduysa tamda 12 yaşımızın öncesinde beslenme, hareket ve bedenimiz hakkımızdaki ebeveynlerimizin bize kodladığı inançlarımız oluşuyor ve bunlar bilincimizin ilk, en derin ve köklü bilgileri oluyor. Bilinçaltımız bedeni hem hasta edebilme, hem de şifa edebilme yetisine sahiptir. ''

DÜŞÜNCE GÜCÜ İLE NASIL ZAYIFLANIR?

Beden her zaman değişen bir süreçtir, dışarıdan ya da içeriden ürettiğimiz bilgi bedenin yapı ve kimyasını değiştirmektedir. Dışarıdan gelen ya da içimizden ürettiğimiz yıkıcı bir bilgi bedende yıkıcı hormon üreterek kimyasını değiştirmektedir diyen Deniz Egece, yıkıcı yöndeki tüm bilgiler tekrar ve miktar edildiğinde bedende hastalık ya da şekil bozukluğu olarak ortaya çıkmakta olduğunu belirtiyor.

''Bilinçteki bilgi ve inançlar duyguya dönüşürler '' gerçeğini anlatan Deniz Egece, duygular da hormon üretir, üretilen hormon, bilgi ve inancın türüyle, şiddeti ile eş uzantıdadır diyerek, beynin amigdala bölgesinde üretilen Nöropeptitler kana karışarak bedendeki eş değer organın hücresine gittiğini ve hücrenin içindeki DNA'nın bilgisini değiştirecek kimyasal salgılamayla bilgi transferi yaparak hücreyi etkilediğini ve değiştirdiğini vurguluyor. Bu bilimsel gerçek, kişi bilincindeki bilgiyi değiştirdiğinde bedenini tedavi edebileceği anlamı kazanmaktadır diyen EGECE, tam tersi olan yıkıcı inanç ve bilgilerle kendisini hasta edebileceğini ve bedensel şekil bozukluğuna sebep olabileceğini söylüyor.

Neden kilo alırız? Nasıl zayıflayabiliriz?
''Kilo almamızın asıl sebebi alınan gıdalar değildir'' diyen Deniz Egece, bedenin hareketsizliğine sebep olan bilincimizdeki yıkıcı bilgidir diyor ve ekliyor.. ''Çocukluk dönemlerinde ebeveynlerin harekete değil, beslemeye odaklı ilgisinin aşırı yoğun olması, ye kızım ye oğlum şeklinde baskılar, yetişkin olduğunda stres ve beslenme odaklı çözümlere yönelme bilgisi, diyet yapma bilgisi, kişinin zayıflama yönünde beslenmeye dikkat ederek çözüm üretmeye çalışıyor olması, duygusal açlığını besinlerle bastırma yönündeki bilgiler vb.. bir çok bilgi kilo almanın ana sebeplerindendir. Stres, korku ve kuruntulu düşünce biçimleri, zihindeki yıkıcı bilgi türü ve biçimi, şiddetle tekrar edildiğinde kanser, kalp hastalıkları, verem gibi birçok hastalığın oluşmasına sebep oluyor. İşte tam da bu noktada Bilinçaltı Kodlama ve Telkin yöntemiyle birçok sorun ve hastalığın ya da oluşacak sorunları önceden oluşmasını engelleyebilmekte ve yapıcı yönde etki etmektedir. ''

Diyet ve Kilo

Diyet ya da yasaklar bilinç üstünün emirleri ile yapılır ama her seferinde ilgilenilen bilgi bilinçaltı tarafından da güçlendirilmektedir. Deniz Egece, Kilolar verilip diyet bırakıldıktan sonra, bilinçaltı devreye girerek beslenmeye olan eski inanç ve duyguların devreye girmesine sebep olmaktadır diyor. ''Diyet yapıldığı sürece kiloları verirsiniz, ama bıraktığınızda verdiğinizin çok daha fazlasını geri alma tehlikesiyle karşı karşıya kalırsınız. Buda geçici çözüm olan, diyet döngüsüdür. ''
Yaptığı örneklemeler gayet açık anlatan Deniz Egece, diyet, ilaç, kelepçe takma, yağ aldırma gibi birçok metotla sinekleri kovalayabilirisiniz ama esas olan sinekleri üreten bataklığın kurutulmasıdır diyerek, Bilinçaltını tarla olarak ele alırsak, tarlayı tekrardan işleyerek bataklık olmaktan kurtarmak gerektiğini vurguluyor. Aksi takdirde problem bir süre sonra tekrardan ortaya çıkmaktadır. Mesele kilo verdirmek değil, kilo üreten sebebi zihinde bitirmektir diye belirten Deniz Egece, bilinçaltındaki bilginin değişmesinin asıl çözüm olduğunu söylüyor.

Zayıflamak için eğitim yeterli midir?

''Evet temel eğitim yeterlidir'' diyen Deniz Egece, Tabii ki altı günde tüm kiloları vermiş olmamaktadırlar. Altı gün içerİsinde midenin doğal olarak küçülmesine yardımcı olmaktayız. Bedene sevgiyle nasıl yaklaşılacağını, oto hipnozu kendi kendilerine uygulayarak bilinçaltının inanç değişimi, oto-hipnoz eğitimi, fiziksel harekete geçmek gibi ilk önemli başlangıçları tetikliyoruz,''diyor.

19 Ağustos 2015 Çarşamba

EMPATİ YETENEĞİ NASIL GELİŞİR?

Amerikanya’da yapılan bir takım araştırmalar ortaya koyuyor ki; çok dil bilen insanlar empati kurma konusunda daha yetenekliler. Çok dil konuşulan bir ortamda yetişen çocuklar, tek dil konuşulan ortamda yetişen çocuklara daha iyi empati kurabiliyor.

Araştırmacılar, 4-6 yaş arası çocukların önlerine küçük, orta boy ve büyük olmak üzere üç oyuncak araba koydu. Çocukların karşısındaki gözlemcinin en küçük arabayı göremeyecek şekilde konumlndırıldı.

En küçük arabayı göremeyen gözlemci kişi, çocuklardan en küçük olan arabayı oynatmalarını istedi. En az iki dil konuşan çocukların %75'i gözlemcisinin en küçük arabayı göremediğini çakozladı ve empati kurarak gözlemcinin görebildiği en küçük araba olan orta büyüklükteki arabayı hareket ettirdi. Tek dil bilenlerin ise ancak %50'si bunu başarabildi.

Bilimciler, birden fazla dil konuşulan ortamda yetişen çocukların, başka insanların bakış açısını tek dil bilen çocuklara kıyasla çok daha kolay algılayabildiği sonucuna ulaştı. Ayrıca bu çocukların, sorunların üstesinden gelme, çabuk karar verme ve soyut düşünme becerilerinin daha yüksek olduğu tespitinde bulundular.

Daha önce yapılan çalışmalarda, birden fazla dil bilmenin beynin gelişmesini sağladığını ortaya koymuştu. Araştırmanın neticeleri, "The Economist"de yayımlandı.

Kaynak: http://tr.sputniknews.com

18 Ağustos 2015 Salı

YAŞAMI FARK ETMENİZE YARAYACAK 12 YÖNTEM

Yaşamı dikkatli bir şekilde yaşamak, bir uykudan uyanmak gibi. Bir süredir bulunduğunuz derinliklerden çıkmak, gelecekte ne yapacağınıza kilitlenmiş olan düşüncelerinizden kurtulmak, başkalarının söylediklerini bir kenara bırakmak, sizi kızdıran veya sizde stres yaratan şeyleri arkada bırakmak ve yaşadığınız zamana odaklanmak demek. Akıllı telefonlar ve sosyal medyanın içinde kaybettiğiniz zihninizi yeniden bulmak demek.

Hayatı dikkatli yaşamak için çaba harcamaya değiyor çünkü bu sayede hayatı ıskalamamış, yaşadığınızın farkına varmış oluyorsunuz. Uyanık olmak demek, içinizde neler olduğunun bilincine varmak ve daha bilinçli tercihler yapmak anlamına geliyor.

Peki yaşamı daha dikkatli yaşamanın yöntemi nedir? İşte hayatın farkına varmanızı sağlayacak 12 yöntem:

1. Meditasyon
Meditasyon, bilinçli bir hayata atılan ilk adım. Üstelik çok karmaşık da değil. İlk başlarda bir yere oturup sadece 1 dakika dikkatinizi kendinize ve nefesinize yönelterek başlayabilirsiniz. Zamanla süreyi artırabilirsiniz.

2. Uyanık olun
Meditasyon, rüyada olma değil uyanık olma egzersizidir. Uyanık olmak için hatırlamanız, düşünceleriniz arasında gezinmeniz gerekir. Kilit nokta hatırlamakta yatıyor.

3. Dürtülerinizi izleyin
Maillerinizi, sosyal medya hesaplarınızı kontrol etmeden veya bir şeyler yiyip içmeden, televizyon izlemeden önce oturun ve bu isteğinizin kaynağı olan dürtülerinizi izleyin. Dürtülerin yükselip düşüşünü… Onları izleyin ama onlara göre hareket etmeyin. Dürtüler gelir ve gider, kalıcı değillerdir.

4. İdeallerinizi izleyin
Hepimizin idealleri var. Bunların hepsinin gerçekleşmeyeceğini ve gerçekçi olmadıklarını biliyoruz ancak yine de onları koruyoruz. Bu ideallerimiz bize korku ve endişe hissi bırakıyor. İdeallerin zamanı geldiğinde kaybolmasına izin vermek, aynı zamanda bizi acılarımızdan kurtarır.

5. İnsanları ve hayatı olduğu gibi kabul edin
Sevgilinizi, iş arkadaşınızı, çocuğunuzu, ailenizi aynı zamanda kötü durumları, hoş olmayan bir hissi olduğu gibi kabul edin. Onlarla savaşmayı bıraktığınızda daha huzurlu olacaksınız.

6. Sizden beklenenleri bir kenara bırakın
Yeni gelişen bir durumda sizden beklenenin gerçekçi olmadığının ve bunun sizde stres yarattığının farkına varın. Aslında kendi acılarımızı kendimizi yaratıyoruz. Böylelikle onlardan kendimiz kurtulabiliriz.

7. Hayattaki konforunuzun bozulmasını çok umursamayın
Hayattaki konforunu kaybetmekten korkan birçok insan, geçmişten gelen kötü alışkanlıklara yapışıp kalıyor ve yeniliklerin peşinden gitmiyor. Bunun sebebi, insanın her zaman bildiği şeye yapışıp bilmediğinden ürkmesi. Bunu aşmak için size ufak konforsuzluklar sağlayan şeyleri yapmakla başlayın ve konfor alanınızı daraltmaya çalışın.

8. Direncinizi izleyin
Konforunuzu bozan bir şeyler yapmaya kalktığınızda veya alışkın olduğunuz bir şeyden vazgeçmek istediğinizde direnişe geçersiniz. Bu direnişi sadece izleyin. Hatta sizi rahatsız eden herhangi bir şeye karşı direncinizi izleyin. Ve zamanla nasıl eridiğini görün.

9. Meraklı olun
Genellikle her şeyin ve herkesin nasıl olduğunu önceden bilme eğilimine gireriz. Bunun yerine meraklı olun, deneyin. Yeni bir projeye başladığınızda “Kesin başaramayacağım” diye düşünmek yerine sadece o korkuyu hissetmeye odaklanın. Bir süre sonra başarısızlık korkusu, yerini merak ve yeni şeyler keşfetmekten aldığınız mutluluk duygusuna bırakacak.

10. Şükredin
Her şeyden şikayet ediyoruz ama aslında hayatın kendisi bir mucize. Her gün şükredilecek bir şey bulun. Yeni bir şey yaptığınızda, eski şeylere takılıp kalmadığınız için şükredin.

11. Kontrol ettiğinizi düşünmeyi bırakın
Genellikle her şeyi kontrol ettiğimizi sanırız ama bu bir yanılsamadan ibaret. Hayatın kendisi kontrol edilemez bir şey, sadece kontrol ettiğini düşünen bizleriz. Ani bir gelişme olur ve her şeyi bozar. Biz de bu durumda öfkeden deliye döneriz. Bunun yerine bırakın o kontrol hissini, hayatın akışını öğrenin.

12. Merhametli olun
Başkalarına karşı merhametli olmak, hayat hakkındaki hislerinizi değiştirir. Kendinize karşı merhametli olmak ise hayatın kendisini değiştirir. Bunu unutmayın.


Kaynak: Zen Habits
Kaynak : http://www.kendinigelistir.com/yasami-fark-etmenize-yarayacak-12-yontem/#ixzz3j9W1nYJD

14 Ağustos 2015 Cuma

ÇAKRALARINIZA İYİ BAKIN PANPALAR

ENERJİMİZİN MERKEZ ÜSSLERİ

Her insanın içinde, dışarıdaki fiziksel dünyayı yorumlayan bir sinir ağı ve duyusal sistem mevcuttur. Aynı zamanda, içimizde fiziksel, zihinsel, duygusal dünyamızı etkileyen üç enerji kanalı ve yedi enerji merkezinin yer aldığı hassas bir beden bulunmaktadır.
Yedi enerji merkezinın herbirinin birçok pozitif niteliği vardır. Bu nitelikler, içimizde hiç zarar görmemiş olarak yeralırlar, ve kendilerini çoğunlukla ortaya çıkarmamalarına rağmen asla yok edilemezler. Kundalini enerjiniz tekrar sizin için tekrar çalıştığı zaman, bu nitelikler kendiliğinden ortaya çıkmaya ve yaşamımız içinde kendilerini ifade etmeye başlarlar. Böylece düzenli meditasyon ile, otomatik olarak çok dinamik, yaratıcı, güven dolu ve aynı zamanda alçakgönüllü, sevecen ve şefkatli oluruz. Bu, Kundalini yükselmeye ve enerji merkezlerimizi beslemeye başladığı zaman kendiliğinden gelişmeye başlayan bir süreçtir.

MASUMİYETİN KONUMU MANİDAR

1. Merkez
Bu merkez çocuklarda doğal olarak çalışır.Başlıca pozitif kaliteleri Saflık,masumiyet,çocuksu neşedir. Hayatın içine girdikçe ilk kaybettiklerimiz arasında saf neşe vardır.
2.Merkez
Yaratıcılığın, estetik hissinin, saf bilginin ,saf dikkatin ve konsantrasyon gücünü enerji merkezisidir.
3.Merkez
Üçüncü enerji merkezi bize cömertlik, mutlak tatminkarlık ve memnuniyet duygularını verir. İçimizdeki öğretmenlik ilkelerini ortaya çıkarır.
4.Enerji merkezi
Özgüvenin,sevginin,şevkatin merkezidir.
5. Enerji merkezi
5 duyu organımızı,iletişimimizi düzenleyen merkezdir.
6. Enerji merkezi
Affediciliğin ve mütevaziliğin merkezidir.
7.Enerji merkeziBedensel,zihinsel ve duygusal bütünlüğün oluştuğuz merkezdir.
Zihinsel sessizliği, şuanı , hayatın kendisini doya doya yaşamamızı sağlar.
Sahaja Meditasyon ile yapılan ve Kundalini kendiliğinden çalıştırılması sonucu elde edilen Aydınlanma sonucu kesin olarak ulaştığımız şey işte budur.

13 Ağustos 2015 Perşembe

ZİHİN BEDENİ NASIL ETKİLİYOR



Zihnin bedeni nasıl etkilediği üzerine yapılan en son araştırmalar ilginç sonuçlar ortaya koydu. Hastalıkları ilaç yerine zihinle tedavi edebilir miyiz? Düşüncelerimiz hayatımızı tam olarak nasıl biçimlendiriyor?

Hayal edin. Söğüt ağacı yaprağına alerjiniz var. Dokunduğunuz anda cildiniz kabarıyor, kızarıyor, deli gibi kaşınmaya başlıyor. Doktor size bir alerji testi yapıyor. Önce gözlerinizi sıkıca bağlıyor. Ardından sağ kolunuza söğüt yaprağı sol kulunuza ise dut yaprağı süreceğini söylüyor. Ve testi uyguluyor. Tabii sağ kolunuz hemen kaşınıp yanmaya başlıyor. Sol kolunuzda ise her şey normal. Ama gözlerinizi açtığınızda doktor sürprizi açıklıyor: “Aslında kaşınan kolunuza dut yaprağı sürmüştük, alerjik olduğunuz söğüt yapraklarını ise sol kolunuza sürdük!”

Ve işte bir başka örnek: Bir Parkinson hastası ayaklarını sürüyerek zorla yürüyebiliyor ve elleri yazı yazamayacak kadar çok titriyor.
Cerrahi müdahale yapılmasını kabul ediyor. Geçirdiği beyin ameliyatı sonrası hastanın elleri ve ayakları düzeliyor, normal hareket etmeye başlıyor. Ancak doktorlar gerçeği sonradan açıklıyorlar: “Yapılan beyin ameliyatı tamamen sahte. Cerrahlar kafatasına küçük bir delik açıp, hiçbir şeye müdahale etmeden geri kapattılar.”

İki deney de düşünceler ve duyguların insanın fiziksel sağlığı üzerindeki etkilerini araştıran bilim adamları tarafından yeni yapıldı.Sonuç ortada: Zihin bedeni doğrudan etkiliyor!

Bu yeni bir inanış değil. Tıp dünyasında yıllardır konuşuluyordu. Ancak son yıllarda bilim adamları zihin ile beden arasındaki bağlantının sanıldığından çok daha güçlü, çok daha etkili olduğunu keşfetti. Bu yüzden de 21.yüzyılın gelişmiş tıp teknolojisiyle konuyu derinlemesine incelemeye karar verdi. Buna göre sinir, gerginlik, yalnızlık, umutsuzluk, sevgi, huzur, mutluluk ve iyimserlik sadece soyut duygu ve düşünceler değil. Bütün bu psikolojik durumlar tıpkı zayıflık ya da şişmanlık gibi bedenimizi fiziksel olarak yani somut biçimde etkiliyor. Beyin bu duygu ve düşünceler doğrultusunda bağışıklık sisteminden, kan hücrelerine, kalpten bağırsaklara kadar bütün organ, doku ve hücreler üzerinde değişiklikler yapabiliyor.

Bilim adamlarının yeni hedefi zihinsel ve fizikler durumlar arasındaki köprüleri keşfetmek tedavi amaçlı kullanmayı öğrenmek.Yakın tarihli bir araştırma da ABD”deki yetişkin nüfusun neredeyse yarısının beden ve zihni buluşturan yöntemlerle ilgilendiğini gösteriyor. Bunlar arasında yoga, derin nefes egzersizi uygulamaları, ileri kas esnetme teknikleri, hipnoz, düşleri yönlendirme teknikleri, bir de bedenle zihnin en etkili bağlantı şekli olan dini inanç ve dualar var. Hepsi temel de stresle savaşıyor. Çünkü stres günümüzde neredeyse öldürücü.

İnsanın stresli bir durum karşısında kan basıncının yükseldiği, kalp atışlarının hızlandığını, kas geriliminin arttığını ve solunumunun düzensizleştiği biliniyor. Sebep ise hormonlar ve vücut kimyasalları. Bu maddeler insanda baş ağrılarından kalp krizine kadar her türlü fiziksel hastalığı tetikleyebilecek kadar güçlü.

Negatif duygu ve düşüncelerin sağlığa olumsuz etkileri ortada. Peki pozitif duygu ve düşünceler de olumlu yönde etkili oluyor mu? Bilim adamları “evet” diyor; “Zihin gücü hastalıkların tedavisinde kullanılabilir!” Beyin, zihin gücüyle vücuttaki fiziksel ağrıyı da ortadan pekala kaldırabiliyor. ABD”deki Duke Üniversite”sinde yapılan araştırmalar dini inançları olan kişilerin daha az hastalıklara yakalandığını söylüyor; HIV hastaları üzerinde yapılan bir başka araştırma ise pozitif ve iyimser bir dünya görüşüne sahip olan AIDS hastalarının bağışıklık hücrelerinin diğerlerine nazaran daha güçlü olduğu belirtiliyor.

Peki beyin gücüyle daha sağlıklı olabilir, hastalıkları ilaç yerine zihinle tedavi edebilir miyiz? Bu araştırmalar, zihin ve bedenin gizemli ilişkisini göler önüne sermek adına sadece başlangıç. Ve daha şimdiden bilim adamlarına zihnin beden üzerinde olumlu fiziksel etkiler sağlayabilecek bir gücü olduğunu şimdiden kanıtladı. Bilim bu konu üzerinde araştırmalarını derinleştirirken beden ile zihin arasında köprü kuran yoga, zihni düşüncelerden arındırma ve dua etmek gibi tekniklerin de artık büyük önem kazanacağı aşikar.



















Kaynak: Vatan/Kırmızı Eki http://www.gazetevatan.com/